Süâl: Şerîat-ı Muhammediyye’de, belli bir müddet zarfında, cebren asker etme sistemi mevcûd olan bir dâru’l-harbde, işbu dârın/ülkenin tebeâsından bir kimse olarak ömür sürmek mecbûriyyetinde kalan mü’minin ittibâ etmesi lâzıme olan ilm-i hâli nedir?

Cevâb: Süâlde mezkûr mü’min kimsenin, süâl’de mezkûr belâdan, başkalarının hakklarına tecâvüz etmeksizin her ne sûretle olursa olsun, kurtulmanın bir yolunu araması sūret-i kat’iyyede farzdır!

Meselâ, sağlam olduğu hâlde çürük raporu almak…

Bunun nâ-mümkin olduğu bir vaz’iyyetde, “asker kaçağı” [1] olması hâlinde türlü türlü başka belâlar vücûd bulup netîce îtibariyle zâten yakalanıp asker edilmekde ise, “Bedelli Askerlik” ve emsâli imkânlardan istifâde edilmelidir. [2]

Bunun dahi nâ-mümkin olduğu bir vaz’iyyetde ise, zarūrete binâen kerhen asker olup, mümkin olduğunca umûr-ı âdiyye ile meşgūl olmak sūretiyle dâru’l-harbe zarūriyyât hâricinde hizmet etmeksizin, herhangi bir fitneye karışmadan ve başkalarının hakklarına tecâvüz etmeden -îcab etmesi hâlinde de- ruhsat-ı Şer’iyyenin tamâmından istifâdeyle yalan söyleyip, hîle ve takiyye yaparak askerlik müddetini tamâmlayıp işbu belâdan hiçbir harâma dûçâr olmadan kurtulmağa gayret etmesi lâzıme olur.

Zîrâ, dâru’l-harbin askeri olup, dâru’l-harbe hizmet etmek, dâru’l-harbin gayr-i şer’î/küfür ve zulüm üzere olan nizâmının devâm etmesini te’mîn etme olması hasebiyle emru’llâh olan dâru’l-İslâmın (Şer’î/âdil nizâmın) te’sîs edilmesine mâni teşkîl etmekdir ki, sūret-i kat’iyyede harâmdır! [3]

DİP NOTLAR

[1] Dâru’l-harbde (her ne sebebden ötürü olursa olsun) “asker kaçağı” mü’min bir kimseyi ihbâr etmek sūret-i kat’iyyede harâmdır!…

[2] Daru’l-harbde ömür sürmek mecbûriyyetinde kalan mü’minlerin, hukûmete cebrî askerliğin lağvı için her nev’ meşrū’ tazyîki yapmaları lâzımedir!

Zîrâ, dâru’l-harbin gayr-i Şer’î/küfür ve zulüm üzere olan nizâmına, dâru’l-harbde ömür sürmek mecbûriyyetinde kalmalarına binâ’en dâru’l-harb tebeâsının bir kısmını teşkîl eden mü’minlerin fa’âl olarak hizmet etme bed-bahtlığına dûçâr olmakdan kurtulmaları bu sūretle mümkin olabilir. [3]

Rızâları ile dâru’l-harbin askeri olan mü’minlerin, dâru’l-harbde, meşhūr farzları ve harâmları bile bilmemenin özür olması ve üstelik “hoca-efendi” denilen malûmat sâhibi, -ilim değil!- usūlsüz, bî-dirâyet, şuūrdan mahrum, gafil, sathî kimselerin Hanefî Amelî Mezhebi’ne mensûb olduklarını iddiâ etdikleri hâlde, dâru’l-İslam – daru’l-harb mes’elesine dâir ahkâm-ı İslamiyye’den bî-haber ve/veyâhūd korkak, hissî, goygoycu, eyyâmcı, menfaat-perest, hâin olmaları hasebiyle cân-hırâş bir şekilde (yazılı ve/veyâhūd şifâhî) verdikleri Şerîat-ı Muhammediyye’ye mugâyir/batıl fetvâların ve etdikleri tefsîr ile hadîs şerhlerinin mevcûdiyyeti yüzünden mazûr olmalarına rağmen, ilm-i hâlini öğrenmede etdikleri tenbellik ile emr bi’l-ma’rūf ve nehy ani’l-münker (İnsânları doğru, iyi ve güzel şeyleri yapmağa teşvîk etme ve kötülükden men’etme) ile meşgūl olan âlimleri (mikdâr-ı kafî) ciddîye olmamak ve emsâli amellerinden ötürü tevbe etmeleri lazımedir.

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here