Darul İslamReddiye

Redd-i Yeniçeri

Celâl Yeniçeri'nin Dâru’l İslâm-Dâru’l harb Mes’elesine Dâir Görüşlerinin İbtâli

R E D D- İ     Y E N İ Ç E R İ

Süâl: Celâl Yeniçeri, mütercimi olduğu el-Mevsılî hazretlerinin -Aleyhi’r-rahme- “(el-İhtiyâr Metni) el-Muhtâr li’l-Fetvâ Tercümesi” adlı kitâbına yazdığı dibnotlarda;

     Dâru’l-İslâmı:

     “Müslimlerin hâkimiyyeti altında bulunan yerler.”

     Dâru’l-küfrü:

     “Müslimlerin hâkimiyyeti altında olmayan ülke.”

     Ve dâru’l-emânı:

     “Müslimler tarafından fetih olunan ve zimmet ehlinin ikâmet etdirildikleri bir ülkedir ki burası da dâru’l-İslâma dâhildir” şekillerinde târîf etmekdedir.

     “Fıkıh Kürsîsinden Dersler: Güncel Mes’elelere Hükümler” adlı eserinde ise hadîs-i şerîfde mezkûr “Harbî” kelimesini “Gayr-i müslim” kelimesi ile terceme etmekdedir.

     Ve “Fıkıhda ülkeler ana taksîm olarak;

     1- Dâru’l-İslâm/dâru’l-îmân.

     2- Dâru’l-küfür diye 2’ye ayrılırlar.

     Dâru’l-küfür de;

     A- Dâru’l-harb.

     B- Dâru’s-sulh dîger adıyle dâru’l-emân olarak 2’ye ayrılır.

     İslâm ülkesinin [dâru’l-İslâmın] savaş [harb] hâlinde olduğu dâru’l-küfre dâru’l-harb, sulh hâlinde olduğu dâru’l-küfre de dâru’s-sulh denilir ki böylesi ülke halkı da İslâm îmânı dışında bir îmâna sâhibdir. Ancak o ülke ile İslâm devletinin beyninde savaş [harb]  olmayıp, sulh vardır. Bu durumlar [keyfiyyât] tek İslâm devleti olmasına binâ’en vücûda gelirler. Birbirinden bağımsız [müstakill] İslâm devletlerinin ortaya çıkmağa başladıkları dönemden [devreden] sonra durum [keyfiyyet] nasıl olur? Burada “o devletlerden 1’inin gayr-i müslim bir devlet ile savaş [harb] hâlinde olması dîger İslâm devletleri bakımından da o ülkeyi dâru’l-harb konumuna getirecek midir?” sorusu [süâli] günümüzde cevâba muhtâçdır. Bence burada her bir İslâm devletinin konumuna kendi açısından [zâviyesinden] bakmak en uygun olabilir. 1 İslâm devletinin gayr-i müslim 1 devlet ile savaş [harb] hâlinde olması her hâlde bütün gayr-i müslim devletleri dâru’l-harb konumuna getirmez. Aslında bir İslâm toplumuna [cem’iyyetine] karşı açılmış bir savaşın [harbin] bütün İslâm ümmetine karşı açılmış gibi algılanması [idrâk edilmesi] gerekir. Bu noktadan bakıldığında da durum [keyfiyyet] el-bette farklı olur. Fakat bu, bütün mü’minlerin kardeşliği açısından [zâviyesinden] siyâseten böyle olması gerekirken fâizin hükmü bakımından değişik olabilir.

     […]

     Burada dîger bir nokta da o ilk çağlarda fakîhler arasında daha çok dâru’l-harb için tartışılan hükmün, o ülkenin dâru’s-sulh/dâru’l-emân olup olmadığına bakılmaksızın tüm [bütün] dâru’l-küfür olan ülkeleri birer “Dâru’l-harb” olarak niteleme [tavsîf etme] yanlışlığıdır” demekdedir.

     Ayrıca;

     “İmâm Şâfiî’ye -Aleyhi’r-rahme- göre bir ülke dâru’l-İslâm oldukdan sonra artık o ebediyyen dâru’l-İslâm olarak kalır. Bu görüşün siyâseten fâideli tarafı olabilir: Müslimler, kayıb etdikleri yerleri işgâl altında, fakat İslâm toprağı olarak düşünürler. Burada İslâm ve onun îmânının asıl olduğu görüşünden yola çıkılarak dâru’l-İslâm olmanın ebedîliği görüşüne varılmışdır. Buna göre küfür ârızî bir durumdur [keyfiyyetdir]” şekillerindeki telakkiyyâtını serd etmekdedir.

     Acebâ işbu târîfler ile terceme ve hükümler sahîh midirler?

     Cevâb: Celâl Yeniçeri’nin;

     “Müslimlerin hâkimiyyeti altında bulunan yerler” şeklindeki “Dâru’l-İslâm” târîfi sahîh değildir.

     Dâru’l-îmân ile müterâdif bir fıkhî ıstılâh olan dâru’l-İslâm;

     Şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilen ülke, demekdir.

     Zîrâ, bir ülkenin dâru’l-İslâm add edilmesinin esbâb-ı mûcibesi;

     Ülkenin şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmesi, olup, târîh ile sâbitdir ki müslimler, kendi hâkimiyyeti altında bulunmuş her yeri şerîat-ı Muhammediyye ile idâre etmiş değillerdir!

     Celâl Yeniçeri’nin;

     “Müslimlerin hâkimiyyeti altında olmayan ülke” şeklindeki “Dâru’l-küfür” târîfi de sahîh değildir.

     Zîrâ, el-fıkhü’l-İslâmî’de, dâru’l-küfür;

     Dâru’l-harb ile müterâdif bir fıkhî ıstılâh olup, şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmemesi esbâb-ı mûcibesiyle cân-mâl emniyyeti bulunmayan hükmî veyâhūd fiilî her ân harb sâhası olan ülke, demekdir.

     Dahası dâru’l-küfrün 2’ye ayrılması aslâ ve kat’â mevzu’-ı bahis değildir!

     Celâl Yeniçeri, dâru’l-emânı;

     “Müslimler tarafından fetih olunan ve zimmet ehlinin ikâmet etdirildikleri bir ülkedir ki burası da dâru’l-İslâma dâhildir” şeklindeki târîfi ile bir “Dâru’l-İslâm” olarak;

     “Dâru’l-küfür de;

     A- Dâru’l-harb.

     B- Dâru’s-sulh dîger adıyle dâru’l-emân olarak 2’ye ayrılır.

     İslâm ülkesinin [dâru’l-İslâmın] savaş [harb] hâlinde olduğu dâru’l-küfre dâru’l-harb, sulh hâlinde olduğu dâru’l-küfre de dâru’s-sulh denilir […]” şeklindeki hükmü ile ise bir “Dâru’l-küfür” olarak tavsîf etmekle son derece vahîm bir tezâdd-ı tâmma dûçâr olmuşdur.

     Fî’l-hakîka dâru’l-emân;

     Dâru’l- müvâdea ile müterâdif bir fıkhî ıstılâh olup, şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmemesi esbâb-ı mûcibesiyle cân-mâl emniyyeti bulunmayan bir dâru’l-harb olduğu hâlde kendi ile dâru’l-İslâmın zarūrete binâ’en fânî bir sulh muâhedesi yapmasının netîcesinde halkının, sâde dâru’l-İslâmın tearruzundan emniyyetde olduğu ülke, demekdir.

     Ve hazretin, hadîs-i şerîfde mezkûr bir fıkhî ıstılâh olan “Harbî”yi “Gayr-i müslim” kelimesi ile terceme etmesi de sahîh değildir.

     Zîrâ, harbî;

     Dâru’l-harb/dâru’l-küfür tâbi’i olan ister gayr-i müslim isterse müslim kimse, demekdir.

     Bir fıkhî üst ıstılâh olan dâru’s-sulh ise el-fıkhü’l-Hanefî’de, şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmesi esbâb-ı mûcibesiyle dâru’l-İslâm olarak:

     A- Dâru’z-zimme.

     Şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmemesi esbâb-ı mûcibesiyle dâru’l-harb/dâru’l-küfür olarak;

     B- Dâru’l-emân veyâhūd dâru’l-müvâdea adlarıyle 2’ye ayrılmakdadır.

     Hem de Şâfiî Amelî Mezhebi Ser-imâmı Muhammed bin İdrîs eş-Şâfiî hazretlerinin  -Aleyhi’r-rahme- vardığı hükme göre:

     Dâru’l-harb/dâru’l-küfür olan bir ülke dâru’s-sulha tehavvül etmesi keyfiyyetinde dâru’l-İslâm olur.

     Çûn ki, dâru’l-İslâm ile dâru’l-harbin/dâru’l-küfrün beyninde dâimî bir sulh muâhedesinin vücûd bulabilmesi için dâru’l-İslâm tarafından;

     Ülkenin şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmesi, şeklindeki şartın koşulması ve işbu şartın dâru’l-harb/dâru’l-küfür tarafından kabûl edilmesi mutlak şartdır.

     Aksî takdîrde yapılan muâhede sâde en fazla 10 senelik bir mütârekedir.

     Yânî el-fıkhü’l-İslâmî’de, ülkeler 2’ye taksîm edilmekdelerdir:

     1- Dâru’l-İslâm/dâru’l-îmân: Şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilen ülke.

     2- Dâru’l-harb/dâru’l-küfür: Şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmeyen ülke.

     Dâru’l-İslâmın dâru’l-harbe/dâru’l-küfre tehavvül edip etmemesi mes’elesine dâir Şâfiî Amelî Mezhebi Ser-imâmı Muhammed bin İdrîs eş-Şâfiî hazretlerinin -Aleyhi’r-rahme- vardığı hükümlere göre ise:

     Bir ülke (nizâmının ve/veyâhūd kânûn-ı esâsîsinin şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîl ve icrâ’ edilmesiyle) dâru’l-İslâm olunca (İmâm Şâfiî’ye mahsūs 2’li telakkîye binâ’en) emvâlde bir el değişdirme mevzū’-ı bahis değil ise hem mülkiyyet hukūku îtibâriyle hem de nizâmının ve/veyâhūd kânûn-ı esâsîsinin şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîli ve icrâ’sı ibtâl edilerek yerine gayr-i şer’î nizâm/kânûnlar ikâme edilmesi/edilmeleri esbâb-ı mûcibesiyle siyâseten dâru’l-harb/dâru’l-küfür olur.

     Emvâlde bir el değişdirme mevzū’-ı bahis ise dâru’l-İslâm olan bir ülke mülkiyyet hukūku îtibâriyle dâru’l-harbe/dâru’l-küfre sūret-i kat’iyyede tehavvül etmez.

     Çûn ki, Peygâm-ber-i zî-şân Hazret-i Muhammed -Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm- şöyle buyurdu:

     “Müslimin mâlı, kendi ârzûsundan gayrı bir yolla halâl olmaz.”

     İmdi kefere, müslimlerin emvâline istîlâ’ ile mâlik olamazlar.

     Lâkin dâru’l-İslâm ile mülkiyyet hukūku îtibâriyle dâru’l-İslâm olan dâru’l-harbin/dâru’l-küfrün beyninde esâs olan, ülkenin şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmemesi esbâb-ı mûcibesiyle dîger dûru’l-harb/dûru’l-küfür ile olduğu gibi harb hâlidir.

     Çûn ki, Peygâm-ber-i zî-şân Hazret-i Muhammed -Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm- şöyle buyurdu:

     “Beşerlerle, “Allâh’dan gayrı ilâh yokdur” demelerine dek harb etmek ile emir olundum.”

     İmdi sebeb-i harb küfürdür.

     Ez-cümle Hanefî ile Şâfiî olmak üzere Mâlikî ve Hanbelî adlı amelî mezheblerin kaynaklarından istinbât etmek sūretiyle kayıd etdiğim hükümlere binâ’en hakklı bir îtirâza mahall bırakmayan bir şekilde şu hakîkatlar meydâna çıkdılar:

    Celâl Yeniçeri‘nin, mezkûr “Dâru’l-İslâm” , “Dâru’l-küfür” , “Dâru’l-harb” , “Dâru’s-sulh” ve “Dâru’l-emân” târîfleri ile “Harbî” tercemesi ve de “Fıkıhda ülkeler ana taksîm olarak;

     1- Dâru’l-İslâm/dâru’l-îmân.

     2- Dâru’l-küfür diye 2’ye ayrılırlar.

     Dâru’l-küfür de;

     A- Dâru’l-harb.

     B- Dâru’s-sulh dîger adıyle dâru’l-emân olarak 2’ye ayrılır.

     İslâm ülkesinin [dâru’l-İslâmın] savaş [harb] hâlinde olduğu dâru’l-küfre dâru’l-harb, sulh hâlinde olduğu dâru’l-küfre de dâru’s-sulh denilir […]. […] Bu durumlar [keyfiyyât] tek İslâm devleti olmasına binâ’en vücûda gelirler.

     […]

     Burada dîger bir nokta da o ilk çağlarda fakîhler arasında daha çok dâru’l-harb için tartışılan hükmün, o ülkenin dâru’s-sulh/dâru’l-emân olup olmadığına bakılmaksızın tüm [bütün] dâru’l-küfür olan ülkeleri birer “Dâru’l-harb” olarak niteleme [tavsîf etme] yanlışlığıdır.

     İmâm Şâfiî’ye -Aleyhi’r-rahme- göre bir ülke dâru’l-İslâm oldukdan sonra artık o ebediyyen dâru’l-İslâm olarak kalır. Bu görüşün siyâseten fâideli tarafı olabilir: Müslimler, kayıb etdikleri yerleri işgâl altında, fakat İslâm toprağı olarak düşünürler. Burada İslâm ve onun îmânının asıl olduğu görüşünden yola çıkılarak dâru’l-İslâm olmanın ebedîliği görüşüne varılmışdır. Buna göre küfür ârızî bir durumdur [keyfiyyetdir]” şekillerindeki hükümleri aslâ ve kat’â sahîh değillerdir!

CEMÂL ÜNAL

İslâm Devletler Huḳūḳu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı