Süâl: Şerîat-ı Muhammediyye’de kıdem tazmînâtının hükmü nedir?

Cevâb: Dâru’l-İslâm’da kıdem tazmînâtı tatbîki mevcûd değildir. 

Zîrâ, ne bir ihtiyâcdır ne de bir hakk.

Dâru’l harb’de ise, 2 şekilde tatbîki mevcûd olup, bunlar, devlet işçisi olan me’mûr ve husûsî sektör işçilerinin mevcûdiyyetine binâen tezâhür etmekdedir.

1. Şekil kıdem tazmînâtı tatbîkine dâhil olan devlet me’mûrlarının, devletden aldıkları kıdem tazmînâtıdır ki; bu, me’mûrun meşrû/şerîat-ı Muhammediyye’ye münâsib/halâl olan bir işi îfâ etmesi netîcesinde, verilmesi hâlinde alması, behemehâl, sahîh, halâl ve hattâ lâzıme olur.

Me’mûrun, gayr-i meşrû/Şerîat-ı Muhammediyye’ye mugâyir/harâm olan bir işi îfâ etmesi netîcesinde, verilmesi hâlinde alması ise, behemehâl lâzıme olmasına rağmen, me’mûrun, işbu kıdem tazmînâtı adı altında ödenen paranın kendisine halâl olabilmesi için fakîr olması
mutlak şartdır.

Me’mûrun fakîr olmaması hâlinde ise, devletin, kıdem tazmînâtı adı altında ödediği parayı alıp, fakîr müslimîne, nasıl elde etdiğini beyân etmek ve sevâb beklemeksizin, bir ân evvel vermesi dahi
lâzımedir.

Zîrâ, hükmî bir işveren şahıs olan devletin, kıdem tazmînâtını belli şartlar çerçevesinde- işçiye vermeyi -hükmî ve hakîkî şahıs olan işverene, hukūkî bir hakk add edip, ihdâs etdiği bir kâideye istinâd ederek, luzūmsuzu luzūmlu kılmak sūretiyle, vazîfe hâline getirmiş olmasından mutlak sahîh bir sūretde fehm edildiğine binâen, kıdem tazmînâtı adı altında, me’mûrunun , îfâ etdirdiği işlerden dolayı”yıpranmasına mukâbil” şeklinde formüle edip, maâşı hâricinde rızâsiyle ödediği esâsında ise, herhangi bir mukâbili bulunmayan, ma’amafîh, îfâ etdirdiği işlerden de tamâmen müstakill olmayan bir paradan ibâretdir.

2. şekil kıdem tazmînâtı tatbîkine dâhil olan husûsî sektör işçilerinin, işverenlerinden aldıkları kıdem tazmînâtıdır ki, bunun câiz olabilmesi için işbu;

1- Akid yapılan mahallin dâru’l-harb hudūdları dâhilinde olması.
2- Mü’minin dâru’l-harbe, dâru’l-harb reîsinin izniyle/pasaport-vize ile girmiş olması, veyâhûd dâru’l-harb tebeâsından olması.

3- Mü’minin akid yapdığı kişinin harbî olması.

4-Mü’minin harbî ile yapdığı akdin herhangi bir cebir, aldatma, yalan, hile olmaksızın, tamâmen harbînin rızâsiyle tahakkuk etmesi.
5-Mü’minin akidden mutlak kârlı çıkması.
şartlarının mevcûdiyyeti mutlak lâzıme olup, sâdece, devletin işvereni, işçisine kıdem tazmînâtı ödemeye mecbûr etmesiyle halâl olmaz. Ya’nî, mezkûr 5 şarta istinâd edilmek sûretiyle yapılan fâsid akidler netîcesinde elde edilen her nev mâl câiz/halâl olur.

Lâkin, devletin işvereni, işçisine kıdem tazmînâtı ödemeye mecbûr etmesi keyfiyyeti mevcûd olduğu ve mü’min işçi, harbî işvereniyle, mezkûr 5 şarta istinâd edilmek sūretiyle yapılan fâsid bir akdin gayr-i mevcûd olduğu bir hâlde, mü’min işçinin ” kıdem tazmînâtımı aldım” mânâsına gelen evrâkı imzâlaması lâzıme olmasına binâen imzâlamasına rağmen, işverenin tamâmen rızâsiyle -adı her ne olursa olsun- bu çerçevede ödediği her parayı almak, işveren harbî mü’min ise, sahîh, câiz/halâl; işveren harbî kâfir ise, lâzıme olur.

Zîrâ, mezkûr, işveren harbî kâfir ile yapılan muâmelenin
netîcesinde, küffârın zayıflaması, müslimînin ise kuvvet kazanması hâsıl olmakdadır.