Süâl: Şerîat-ı Muhammediyye’de, dâru’l- harbde,fâizli banka  sâhibi olup çalışdırmanın ve işbu bankada işçi olup çalışmanın hükümleri nelerdir ve işbu çalışdırmanın ve çalışmanın netîcesinde elde edilen maâş/para/mâl câiz/ halâl midir?

Cevâb: Fâizli bankaların vâridâtının kâhir ekseriyyetini, fâizli kredi vermek ve müşterilerinden rızâları ile topladıkları paraları/altınları fâize yatırmak sūretiyle elde etdikleri paralar/mâllar teşkîl etmektedir.

Süâlde mezkûr nev’ bankanın sâhibi mü’min veyâhūd sâhiblerinden
biri mü’min diğeri kâfir ise;

1- Süâlde mezkûr nev’ bankanın muâmelât/akidler yapmak sūretiyle fa’âliyyetde bulunduğu mahallin dâru’l-harb hudūdları dâhilinde olması.

2- Süâlde mezkûr nev’ bankanın, sâhibinin/sâhiblerinin ve diğer işçileriyle işçisi olan mü’minin, dâru’l-harbe, dâru’l-harb reîsinin izniyle/pasaport-vize ile girmiş olmaları veyâhūd dâru’l-harb tebeâsından olmaları.

3- Süâlde mezkûr nev’ bankanın, sâhibinin/sâhiblerinin ve diğer işçileriyle işçisi olan mü’minin, muâmelât/akidler yaptıkları kişilerin birer harbî olmaları.

4- Süâlde mezkûr nev’ bankanın, sâhibinin/sâhiblerinin ve diğer işçileriyle işçisi olan mü’minin, harbîlerle yapdıkları muâmelâtın/akidlerin herhangi bir cebir, aldatma, yalan, hîle
olmaksızın, tamâmen harbîlerin rızâları ile tehakkuk etmesi.

5- Süâlde mezkûr nev’ bankanın sâhibi olan mü’minin, harbîlerle yapdığı muâmelâtdan/akidlerden mutlak kârlı çıkması; süâlde mezkûr nev’ bankanın işçisi olan mü’minin ise, işbu bankanın sâhibiyle/sâhibleriyle veyâhūd işbu bankanın sâhibinin/sâhiblerinin salâhiyyet verdiği/verdikleri kimseyle yapdığı iş akdinden mutlak
kârlı çıkması.

Şeklindeki şartların -tevâfuken dahi olsa- tehakkuk etdiği bir hâlde, [1] işbu bankayı çalışdırmak ve işbu bankada çalışmak ve işbu çalışdırmanın ve çalışmanın netîcesinde elde edilen para/maâş/mâl işbu bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini mü’min harbîler teşkîl etmekde [2] ve işbu mü’min harbîler işbu banka ile yapdıkları muâmelâtdan/akidlerden mutlak kârlı çıkmakda iseler, câiz/halâldir.

Lâkin, işbu bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini teşkil eden mü’min harbîler, işbu banka ile yapdıkları muâmelâtdan/akidlerden kârlı çıkmamakda iseler, tenzîhen mekrūh olur.

Ve işbu bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini kâfi harbîler teşkîl etmekde olduğu bir vaz’iyyetde ise, câiz/halâl olduğu ziyâdesiyle âşikârdır.

Süalde mezkûr nev’ bankanın sâhibi kâfir ve müşterilerinin kâhir ekseriyyetini kâfir harbîler vesâir kısmını ise, mü’min harbîler teşkîl etmekde iseler;

1- Süâlde mezkûr nev’ bankanın, muâmelât/akidler yapmak sūretiyle fa’âliyyetde bulunduğu mahallin dâru’l-harb hudūdları dâhilinde olması.

2- Süâlde mezkûr nev’ bankanın, sahibi ve diğer işçileriyle işçisi olan mü’minin, dâru’l-harbe, dâru’l-harb reîsinin izniyle/pasaport-vize ile girmiş olmaları veyâhūd dâru’l-harb
tebeâsından olması.

3- Süâlde mezkûr nev’ bankanın, sâhibinin ve diğer işçileriyle işçisi olan mü’minin, harbîlerle yapdıkları muâmelâtın/akidlerin herhangi bir cebir, aldatma, yalan, hîle olmaksızın, tamâmen harbîlerin rızâları ile tehakkuk etmesi.

4- Süâlde mezkûr nev’ bankanın işçisi olan mü’minin, işbu bankanın sâhibiyle  veyâhūd işbu bankanın sâhibinin salâhiyyet verdiği kimseyle yapdığı iş akdinden mutlak kârlı çıkması. Şeklindeki şartların -tevâfuken dahi olsa- tehakkuk etdiği bir hâlde, işbu bankada çalışmak ve işbu çalışmanın netîcesinde elde edilen maâş/par/mâl câiz/halâldir.

Ve dahi işbu bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini mü’min harbiler vesâir kısmını ise, kâfir harbîler teşkîl etmekde iseler, işbu bakanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini teşkil etmekde olan mü’min harbîlerin kâhir ekseriyyetinin işbu banka ile yapdıkları muâmelâtdan/akidlerden mutlak kârlı çıkmakda oldukları bir vaz’iyyetde
de câiz/halâldir.

Lâkin, işbu bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini teşkîl etmekde olan mü’min harbîler, işbu banka ile yapdıkları muâmelâtdan/akidlerden mutlak kârlı çıkmamakda iseler, tahrîmen mekrûh olur.

Süâlde mezkûr nev’ bankanın müşterilerinin bir kısmı kâfir harbîlerden, diğer bir kısmı mü’min harbîlerden ve geriye kalan son kısmı da dâru’l-islâm tebeâsından olan mü’min ve/veyâhud zimmîlerden -zirâ, kazâî olarak mâl masūniyyeti îtibâriyle müsâvîdirler- olması
hâlinde -ma’a’l-esef günümüz dünyâsında 1 dâru’l-islâm dahi mevcûd olmadığından ötürü, dâru’l-islâm tebeâsından olma ni’met-i kebîrine vâsıl olan 1 kimse dahi mevcûd değildir- işbu bankayı çalışdırmak ve işbu bankada çalışmak tahrîmen mekrūh ve işbu çalışdırmanın ve çalışmanın netîcesinde elde edilen maâş/para/mâl mülk-i habîs olur.

Lâkin, işbu bankanın müşterilerinin hemen hemen tamâmı dâru’l-islâm tebeâsından müteşekkil olması hâlinde ise, kat’î sūretde harâm olacağı ziyâdesiyle âşikârdır.

Zîrâ, dâru’l-islâmda yapılması harâm olan mezkûr, fâizli bankanın yapdığı 2 muâmele/akid dâru’l-harbde mezkûr 5 şarta istinâd edilerek yapıldığında câiz/halâl olur.

DİP NOTLAR
[1] Âkıl bâliğ olan her mü’mine, ilm-i hâlini öğrenmek farz; öğrenmemek harâmdır.

İmdi, meselâ, kuyumculuk yapmak niyyetinde olup, hâzırlık yapan herhangi bir mü’mine, Şerîat-ı Muhammediyye’nin kuyumculuğa dâir olan ahkâmını öğrenmenin farz; öğrenmemenin harâm olması gibi, bankacılık -sâhib veyâhūd işçi mevki’inde- yapmak niyyetinde olup hâzırlık yapan mü’mine, Şerîat-ı Muhammediyye’nin bankacılığa dâir olan ahkâmını öğrenmek farz, öğrenmemek harâm olur.

Yanî, mü’minin yapdığı işin câizlik şartları -tevâfuken de olsa- tehakkuk etmesine binâen, yapdığı iş ve işbu iş neticesinde elde etdiği maâş/para/mâl harâm olmamasına rağmen, icrâ eylediği mesleğin Şerîat-ı Muhammediyye’deki ahkâmını/ilm-i hâlini öğrenme müstakill
farziyyetini îfâ eylememiş ise, yapdığı iş ve işbu iş netîcesinde elde etdiği maâşın/paranın/mâlın hükümlerinden müstakill olarak bir harâmı işlediğinden ötürü günâhkâr olur.

[2] Bir bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini, “kâfir harbîler mi, mü’min harbîler mi?” teşkîl etdiğinin ölçüsü, bankanın işçilerinin, bankanın sâhibi/sâhibleri veyâhūd işbu
kimsenin/kimselerin salâhiyyet verdiği/verdikleri kimse/kimseler ile yapdıkları iş akidlerine binâen, bankada çalışmalarına mukâbil,bankanın sâhibi/sâhibleri veyâhūd işbu kimsenin/kimselerin tavzîf etdiği/etdikleri kimse/kimseler tarafından, maâşlarının işbu bankanın her bir şûbesinin vâridâtının birer müstakill bütçe ihdâs edilmek sūretiyle her bir şûbenin kendi işçilerinin maâşlarını bi’z’-zât kendi vâridâtından müteşekkil bütçesinden ödenmekde ise, bankanın müşterilerinin “kâhir ekseriyyetini kâfir harbîler mi, mü’min harbîler mi?” teşkîl etdiğinin ölçüsü, bankanın herhangi bir şûbesiyle mahdūddur.

Veyâhūd bankanın personel masraflarını bütün şûbelerinin vâridâtının biri yek diğerinden tefrîk edilmesi muhâl bir şekilde karışdırılıp ihdâs edilen merkezî bütçeden karşılanmakda ise, bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini “kâfir harbîler mi, mü’min harbîler mi?” teşkîl etdiğinin ölçüsü, bankanın, herhangi bir şûbesiyle mahdūd olmayıp,  merkezî bütçe ihdâs edilirken vâridâtı tefrîk edilmesi muhâl bir şekilde mezkûr bütçesine karışmış olan bütün şûbeleriyle mahdūddur.

Hulâsâ, bir bankanın müşterilerinin kâhir ekseriyyetini “kâfir harbîler mi, mü’min harbîler mi teşkîl etmekdedir?” mes’elesinde ölçü banka bütçesidir.

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here